
Hep kalbimize attığımızı iddia ediyoruz insanları. Ama hiddet o kadar keskin bir kavram ki, girdiği yerden çıkmıyor o insan ve hiç ‘Artık kalbimde değilsin’ demiyoruz. Umur diye bir yerimiz var bunun için.
Nerededir, kapasitesi ne kadardır asla bilemediğim umur, Ajda Pekkan’ın ‘Kimler geldi, kimler geçti’ şarkısını söyleyerek vücudumun bir yerinde duruyor ama sesini hiç duyamıyorum. Birinin artık orada olmadığını hissettiğimde şarkı duruyor ve umurum, gizli sığınağını öğrenmemem için gözlerimi bağlayarak bir yoldan götürüp karşısına alıyor ve sakince anlatıyor durumu. Ve ben de ne yapmam gerektiğini söyleyen herkesin aksine, hiç dik kafalılık yapmadan kabulleniyorum bu mecburi tayini.
Ama asıl dert bu değil. Birini umurumdan yollamak sözle ifade edilebilir bir şeyken zor olan birine orada olduğunu ispatlamak. O’na tüm o gözlerimi bağladıkları yolların sonunda içeride yine O’nu gördüğümü anlatmak çoğunlukla çaresizlik içinde bırakıyor beni. Uzaylı görmüş biri kadar umutsuzca ve heyecanla çabalıyorum gördüğüm şeyi anlatmaya. Sonra yoruluyorum, umurumda olması onun umurunda değil gibi bir paradoks yaratıp susuyorum.
Bilen varsa söylesin lütfen, umur nerededir?

